BİR USTALIK DESTANI: Soba Borularından Uluslararası Sahnelerdeki Davula
Adem Göçer'in sanata başlangıç hikayesi, onun Abdallık geleneğine olan inancının ne kadar köklü olduğunu gösteriyor. Usta, davul çalma merakını çocukluk yıllarında, eline geçen soba borusu ve teneke gibi sıradan malzemelerle gidermişti. Ancak onun kaderini belirleyen an, 11 yaşındayken babasıyla gittiği bir düğünde yaşandı.

Davulun ritmi halaya uyum sağlamayınca, babasının "Küçük Kaptan bir gel hele" çağrısıyla davulu eline aldı. O anda, o coşkulu kalabalığın ortasında kurduğu ritimle anında kabul gördü ve adı "Küçük Abdal" kaldı. Yıllar sonra bu isim, Kırşehir'in kadim geleneğini uluslararası arenalara taşıyan, devletin onurlandırdığı "Davulcu Adem" kimliğine dönüştü.
SANATÇININ MÜTTEVAZI RUHU VE KUTSAL VAZİFE BİLİNCİ
Adem Göçer'in belgeselinde en çok öne çıkan, onun sanatı bir ekmek kapısı olmanın çok ötesinde görmesiydi. O, Abdallık geleneğini, Türkmenlerin demircilik ve şifa verme gibi mesleklerinden miras kalan kutsal bir vazife olarak görüyordu.
“Haydi hiçbir işe yaramaz bir şey Olaydık Kurban olayım sana. Eğer bu davulu Biz çalmamız için çekmiyor. Bu kendi ekmeğimiz için, bu bizim düğünümüzü düzgünümüzü şenlendiriyor diyerek bizi benimsemiş.”
Usta, kendisinin ve aşiretinin hiçbir zaman dünya nimetlerinin, o gösterişli binaların ve paraların peşinde koşmadığını, asıl zenginliğin bu sanatı icra etmekte yattığını içtenlikle ifade ediyordu.

NEŞET ERTAŞ İZİNDE: GÖREN GÖZÜMÜZ, DÜŞÜNEN BEYNİMİZ
Adem Göçer'i, Neşet Ertaş'tan sonra UNESCO'nun "Yaşayan İnsan Hazinesi" ödülüne layık gören şey, sadece davulu konuşturması değildi; aynı zamanda Ertaş'ın ruhunu taşımasıydı. Göçer, büyük ustayı anarken kullandığı derin ifadelerle aralarındaki manevi bağı ortaya koyuyordu:
“Neşet Ertaş’a gelince gören Gözümüz, düşünen Beynimiz, konuşan Dilimiz budur bizim aslımız.”
Bu unvanı almasını hayatının en büyük onuru olarak gören usta, bu kimliğin davulla olan ilişkisinden doğduğunu vurguluyordu: “Ben Adem Göçeriz ama ben davulusam o Adem Göçer ekmek kapım, onunla bana yaşayan insan hazinesi ödülünü takdim etti Devletimiz.”

SON VEDA VE MİRAS VASIYETI
Hayatının son döneminde, rahatsızlığına rağmen sanatını oğluna, torununa ve tüm aşiret çocuklarına aktarmak için büyük çaba gösterdi. Çünkü Adem Göçer'in en büyük endişesi, devletin kendisine bahşettiği bu büyük unvanın kendisiyle birlikte sona ermesiydi.
Göçer'in o vasiyet niteliğindeki sözleri, tüm sanat camiası ve kültür mirasımızın gelecek nesilleri için bir çağrıdır:
"Yaşayan insan hazinesi benimle beraber gömülmemeli. Benden de başka aşiretimin çocuklarına hak olmalıdır."
Davulun efsanesi Adem Göçer'in bıraktığı ritimler, Kırşehir'in o kadim Abdallık geleneği ile birlikte, nesiller boyu yankılanmaya ve Türkiye'nin kültürel zenginliğini beslemeye devam edecek. Ruhu şad olsun.
Kaynak: Ahiler Kalkınma Ajansı
Yorumlar (0)
Yorum Yap
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!