Liberal Elitlerin İki Yüzlülüğü

Liberal elitler her zaman ikiyüzlü politika sergilediler.

KAYNAK Sabah
Liberal Elitlerin İki Yüzlülüğü

Liberal elitler her zaman ikiyüzlü politika sergilediler. İfade özgürlüğü söz konusu olduğunda mangalda kül bırakmayanlar, iş kendilerine dokununca fikir despotlarına dönüştüler

Liberalizm, birçok vaatle dolu bir anlayış. Ancak gerçek hayatta bu vaatlerin çoğunu gerçekleştirmekte zorlanıyor. İktisat kitaplarının birçoğu, gelişmiş ülkelerin liberal politikalar sayesinde refaha ulaştığını öne sürüyor. Oysa tarihsel gerçekler, bunun aksini gösteriyor. Devletin etkin müdahaleleri, ekonomik büyümeye özel sektörün cesareti ve yenilikçi ruhu kadar etki ediyor. İngiltere ve ABD gibi liberalizmin merkezleri olarak kabul edilen ülkelerde bile devletin ekonomik müdahalelerinin izleri görülüyor.

1980'lerin başında Ronald Reagan ve Margaret Thatcher, liberalizmin yeni bir biçim kazanmasına öncülük etti. Neoliberalizm, refah ve özgürlük artışı vaadiyle ortaya çıktı. Ancak sonuçlar yine büyük ölçüde hayal kırıklığı oldu. 1980'de dünyanın en yoksul ülkesinde kişi başına düşen gelir, ABD'deki seviyenin yüzde 0.248'ine denk geliyordu. Bugün bu oran yüzde 0.251 seviyesinde. 1980'de dünyanın en zengin yüzde 1'lik kesiminin küresel gelirden aldığı pay yüzde 16.8'di. Eşitsizlik günümüzde daha da artmış durumda; kaymak tabakanın payı yüzde 20.6 civarında.

Gelişmekte olan ülkeler, çeşitli kurumların dayatmalarıyla ani bir liberalleşme ve küreselleşme sürecine zorlandı. Bu şok terapisi, ekonomileri kırılgan hale getirdi. 1990'lı yıllarda gelişmekte olan ülkeler, finansal krizlerin etkisiyle sarsıldılar.

NEOLİBERALİZM DUVARA TOSLADI
Neoliberal politikalar, gelişmiş ülkelerde sıradan vatandaşların da çıkarlarına hizmet etmedi. Eğitim, sağlık ve sosyal harcamaların yanı sıra sanayi ve altyapı gibi kritik alanları ihmal eden neoliberalizm, işsizlik ve eşitsizliği artırmakla kalmadı, finans dünyası ile reel ekonomi arasındaki bağı da kopardı.

Liberal Elitlerin İki Yüzlülüğü

ABD'de birkaç büyük şirket, ekonomiye ve siyasete hâkim oldu. Ekonomik büyümenin nimetlerinden yalnızca beyaz yakalı kesim yararlandı. Basın, sanat, edebiyat ve üniversite çevrelerinde seçkin bir grup, neoliberalizmi övmek için çaba harcarken kendi şöhretlerini ve servetlerini artırmayı da ihmal etmedi.

Neoliberalizm bu yolda ilerlerken 2008'de büyük bir çöküş yaşadı. Küresel finans krizi, neoliberalizmin tüm parıltısını söndürdü. Kriz sonrası artan sosyal tansiyon ve güvensizlik, siyasi kırılmaları da beraberinde getirdi. Batı'nın liberal demokrasisi sarsılmaya başladı. Siyasi kutuplaşma arttı; merkez partiler ve liderler kaybederken, aşırı uçlardaki partilerin oy oranları yükseldi. Göçmen karşıtlığı, İslamofobi ve aşırı sağ Batı'da güç kazandı.

THE ECONOMİST ŞAŞIRTMADI
Şimdi tüm bunları neden anlattığıma gelecek olursak, bu hafta Türkiye'de ve dünyada ekonomik veri takvimi oldukça boştu. Bu sakinliğin etkisiyle The Economist'te yer alan bir yazı sosyal medyada gündem oldu. The Economist, Nobel iktisat ödülü sahibi Daron Acemoğlu'nun kariyeri hakkında eleştirel bir yazı yayınladı. Bu yazı, Acemoğlu'nun yeni yayımlanan "Hangi Liberal Demokrasi" başlıklı kitabıyla bağlantılı olarak ortaya çıktı. Acemoğlu, bu kitabında liberalizmin elit bir zümrenin çıkarlarına hizmet eden bir kimliğe büründüğünü ve bunun iktisadi ve siyasi eşitsizliklere yol açarak liberal demokrasinin altını oyduğunu savunuyor. Ayrıca, liberal demokrasinin kurtuluşunun işçi sınıfını önceleyen ve ekonomik büyümeyi tabana yaymayı hedefleyen politikalarla mümkün olacağını belirtiyor.

Liberal Elitlerin İki Yüzlülüğü

Acemoğlu, akademik kariyerinin önemli bir kısmında liberal bir iktisatçı olarak biliniyordu. "Ulusların Düşüşü" kitabı, kurumların kalitesinin ekonomik büyüme açısından önemini vurgulaması bakımından değerli bir eser. Ancak Acemoğlu'nun görüşlerinin "Dar Koridor" kitabından bu yana değişmeye başladığı söylenebilir. Liberal anlayıştan sosyal demokrasiye doğru bir kayış yaşanıyor.

Amacım Acemoğlu'nu savunmak değil. Kendisi, akademik çalışkanlığı ve iktisat literatürüne yaptığı katkılardan dolayı saygı duyduğum bir iktisatçı. Ancak bazı görüşlerine katılmıyorum. Örneğin, Türkiye üzerine yaptığı analizleri sığ ve tek taraflı buluyorum. Ayrıca, ekonomik büyüme yolunda kurumların önemine vurgu yaparken uluslararası güç mücadelesinin kurumlar üzerindeki etkisini göz ardı etmesini büyük bir eksiklik olarak değerlendiriyorum.

Bu yazıda asıl vurgulamak istediğim, The Economist özelinde liberal elitlerin ikiyüzlülüğüdür. The Economist, kendi çevresine yakın bulduğu birinin görüşlerinin değişmesine tepki gösteriyor. İfade özgürlüğü söz konusu olduğunda mangalda kül bırakmayanlar, iş kendilerine dokununca fikir despotlarına dönüşebiliyor. Bu eleştirilerim, liberalizme içtenlikle inananlara değil; kendi zihin dünyasını evrensel geçerliliği olan fikirler gibi dayatmaya çalışan liberal elitlere yöneliktir. The Economist'in Türkiye ile ilgili yayınladığı her analizi mutlak doğruymuş gibi algılayanlar, umarım şimdi bu ikiyüzlülüğün farkına varmışlardır.

Yorumlar (0)

Yorum Yap

0/1000 karakter

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!