Kongrede Recai Kutan'a karşı Yenilikçiler'in adayı Abdullah Gül'dü.
Gül, partide ilk kez böyle bir yarış yaşandığını, bunun çok önemli bir vaka olduğunu belirtiyor:
"Bazıları dışarıdan bize İslamcı parti der. Biz hiçbir zaman kendimizi öyle vasıflandırmadık.

"Ama şu bir gerçek ki daha çok dindar insanların veyahut da dini konulara çok önem veren insanların bir arada olduğu, din özgürlüğüyle ilgili problemleri daima çözmek için uğraşan bir parti olduğumuz için ve politikalarımız da böyle görüldüğü için bu sıfat verildi.
"Böyle bir partide çok açık ve dürüst demokratik mücadele belki ilk defa oldu."

O kongrede Kutan 112 oy farkla yarışı kazandı.
Gül'ün aktardığına göre, ertesi gün gazetelerde Gelenekçiler için "Aritmetik olarak kazandılar ama siyaseten kaybettiler" yorumları yapıldı.

2001'de Fazilet Partisi (FP) kapatıldığında Gelenekçilerin adresi FP'nin devamı olarak kurulan Saadet Partisi (SP) oldu.
Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki, aralarında Abdullah Gül ile birlikte Bülent Arınç ve Abdüllatif Şener gibi isimlerin de olduğu Yenilikçiler ise yeni bir parti için kolları sıvadı.
'AK Parti'yi o zaman çok çalıştık, ben hâlâ AK Parti'nin kuruluş belgelerine çok değer veririm'
Abdullah Gül, yeni partiye hazırlık sürecinde çok farklı kişilerle yoğun bir şekilde toplantılar yaptıklarını vurguluyor.

Özellikle o günlerde, kendisinin başında olduğu Politika Araştırmaları Merkezi (PAM) ve Beşir Atalay'ın kurduğu Ankara Sosyal Araştırmalar Merkezi'nin (ANAR) çalışmalarına dikkat çekiyor:
"Biz iktidara geldiğimizde ne yapacağız? Onun için çok ciddi çalışmalar yaptık. Bunu o zaman acil eylem planı diye ilan ettik.

"Planlama Teşkilatı'ndan bizim görüşlerimize uygun, tanıdığımız bir grup arkadaşla, ANAR'da Beşir Bey'in de başkanlığında kurduğumuz bir heyet vardı.
"Bu arkadaşların çoğu, uluslararası finans kurumlarını çok iyi bilen ve bizden önceki büyük dönüşümde Kemal Derviş'in öncülüğünde yapılan o ekonomik yeniden yapılanmada mutfakta olan insanlardı.

"Yurt dışından yine bazı çok değer verdiğimiz ilim adamı arkadaşlarımız katıldı. Bizler de zaman zaman katılıp, 'Biz iktidara gelirsek beş yılda neler yapacağız, nasıl Türkiye'yi dönüştüreceğiz?' [diyerek çalıştık].
"Hukuki, siyasi, ekonomik, mali konuları; sağlık konularına kadar bütün bunları çalıştık ve seçime giderken elimizde dosyamız vardı. AK Parti'yi o zaman çok çalıştık."
'AK Parti'nin kuruluş dokümanlarının hiçbiri bir kişinin yazdığı belgeler değildir'
Gül, partinin o dönemdeki dokümanlarına çok önem verdiğini anlatıyor:

"AK Parti'nin kuruluş dokümanlarının hiçbiri sadece aramızdan bir kişinin eline kaleme alıp da yazdığı belgeler değildir.
"Bunlarla ilgili seminerler, toplantılar, tartışmalar, workshoplar yaptık ve bütün bu belgeleri bunların neticesinde yazdık.

"Onun için ben hâlâ AK Parti'nin kuruluş belgelerine, manifestosuna, programına gerçekten çok değer veririm ve doğrusu, hepsinin çok daha uzun gelecek için Türkiye'ye hitap ettiğine inanırım."
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kurucularının önemli bir bölümü Milli Görüş kökenliydi.

Erdoğan, başbakan olduğu 2003 yılında "Milli Görüş elbisesini çıkardık" dedi.
Ancak yeni partinin hem ideoloji hem de güncel politika açısından Milli Görüş çizgisiyle bağı, yıllarca tartışma konusu olmaya devam etti.
Gül, "Tırnak içinde Milli Görüş elbisesi ne zaman çıkarıldı?" sorumuza yanıt verirken terminoloji nedeniyle "yanlış anlamalar" yaşanabileceği uyarısında bulunuyor.

Daha sonra Milli Görüş anlayışını, "Kendimize özgüven sağlamak, yerli milli meselelere sahip çıkmak, körü körüne bir Batı taklitçiliği yapmamak ve Türkiye'deki özgürlüklerin boyutunu hep genişletmek, insanların istediği gibi yaşamalarını sağlamak" olarak açıklıyor.
Gül, Necmettin Erbakan'ın Milli Görüş fikrini geliştirirken "gerek Türk tarihinden gerek bütün İslam tarihinden çıkartılan derslerden de faydalandığını" vurguluyor ve devam ediyor:

"Dolayısıyla bizim açıkçası AK Parti'yi kurarken bütün bunları reddediyor gibi bir durumumuz söz konusu değildi.
"Ama bunların daha düzgün bir şekilde izahı, yani tabiri caizse herkesin anlayabileceği ortak terminolojilerle içeride ve dışarıda izahı gerekir.

"Bunları sadece ideolojik bir bakış şeklinde sunarsanız böyle bir bakışla devlet idare etmek, toplumu idare etmek mümkün değil."
'Biz geleneksel olarak demokrasi lafını çok kullanan bir çizgiden gelmedik'
Bu dönemde AKP, kendisine yeni bir siyasi kimlik de tanımlamış ve programına koymuştu: "Muhafazakâr demokrat."
Abdullah Gül, "bunun tesadüfen başkalarının verdiği bir isim olmadığını, bu ismi kendilerinin seçtiğini" söylüyor.

Bu kavramın anlamını sorduğumuz Gül, önce muhafazakârlık anlayışlarını açıyor:
"Bizim muhafazakârlığımız statükocu olmak değil. Biz moral değerlere önem veren, inançlarımız, dünyaya bakışımız, geleneklerimiz, tarihe bakışımız, hayat tarzlarımız açılarından baktığınızda muhafazakâr olan, inandığımız gibi yaşamaya gayret sarf eden bir topluluktuk."

Gül, demokrasiyi yorumlarken ise bunun en iyi yönetim şekli olduğunu söylüyor:
"Görmemezlik yapamazsınız. Bugünkü dünyada şimdi gerçek ki demokrasi en iyi yönetim şekli. Yanlışlıkları, noksanlıkları bu ayrı, en iyi yönetim şekli.

"Açıkçası biz geleneksel olarak demokrasi lafını çok kullanan bir çizgiden gelmedik. Onun yerine sadece milli irade denirdi ama demokrasiyi çok öne çıkartmazdık.
"Demokrasi sadece tabii seçim de değil. Nedir? Hukukun üstünlüğü var. Nedir? Temel hak ve özgürlüklerin garanti altına alınması var. Nedir? İyi yönetişim şekilleri var."
]
Yorumlar (0)
Yorum Yap
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!